Aristotle İçin Erdem Nedir Kısaca? – Felsefi Bir Sohbet, Biraz Mizah
Hepimizin arada bir derin derin düşündüğü, sonra da birden aklımıza felsefi soruların gelmesiyle yüzümüzü buruşturduğumuz o anlar vardır ya… İşte bu yazı da tam o ruhla yazıldı. Şöyle düşündüm: “Aristotle için erdem nedir kısaca?” Bunu ciddi ciddi merak ettim ve tabii ki internete girmeden önce kendi iç sesimle bir hesaplaşma yaşadım.
İzmir’de, bahar havası, kahvemi almışım, ofiste oturuyorum. Kafamda sürekli bir düşünce: “Hani bazen evde, elma yerken bile ‘ben erdemli miyim?’ diye düşünürken, bu adam, yani Aristotle, kesinlikle daha farklı düşünüyordu!” Felsefi bir şekilde ama biraz da gülerek devam ediyorum: “Aristotle’a sorarsak, erdem, biraz denge işi galiba. Hem aşırı yemek yememelisin, hem de aç kalmamalısın. Peki ya ben? Dün akşam makarna yedim, biraz fazla oldu ama o da ‘denge’ydi yani, öyle değil mi?”
Aristotle’a Göre Erdem: Aşırıdan Kaçmak, Orta Yol
Şimdi, Aristoteles’e dönecek olursak, erdem onun gözünde “ortada bir yerlerde” bulunuyor. Yani, fazla bir şey yapmak ya da hiç yapmamak da yanlış. Bir bakıma, hayatta her şeyi abartmamak gerekiyor. O, “Altın Orta” diyordu. Her şeyin tam ortasında olmalısın, diyor. Hani aşırı yemek yemek de, hiç yemek yememek de yanlış. Her şeyin ölçüsünde olması lazım. Hatta dün akşam makarnayı biraz fazla kaçırdım ya, işte tam burada devreye giriyor Aristotle! “Hah işte! Bu kadar makarna, bu kadar şişmanlık… erdemsizsiniz!” dediğini duyuyorum gibi. O yüzden ortalama bir insan olmaya çalışıyorum. Öyle “tam buralarda” bir yerlerde. 😅
İç Ses: “Ya Ben Erdemli Miyim?”
Yani, dedim ya, “Hadi bakalım, içimde bir felsefi sorgulama başlasın!” O anda kafamda sanki bir Aristotle sesi yankı yapıyor: “Biri bu kadar ekmek yediği için ‘erdemli’ sayılabilir mi?”
Yanıtım tabii ki, bir anda kendimle dalga geçmeye başlıyorum: “Bence ben erdemliyim. Sonuçta, sadece tek başıma mutfakta ekmek yerken bile, dünyayı daha iyi bir yer yapıyorum, değil mi? Bu kadar doğru ve ahlaki davranış bir insanın hayatında biriktirebileceği en önemli değerlerden biridir!”
Felsefi Sahne: Erdemli İnsan, Akşam Yemeği Seçenekleri
Bir de şöyle bir durum var: “Erdemli olmak için yemek seçmek mi lazım?” meselesi. Zaten bir arkadaşım geçenlerde bana şunu sormuştu: “Sence doğru yemek seçimleri yaparak erdemli olabilir miyiz?” Hani, bir insan sadece ne yediğine bakarak erdemli olup olamayacağını düşünebilir mi? “İyi yemek seçen insan, kötü bir insan olabilir mi?” gibi bir soruya çok kafa yordum. Sonra birden fark ettim ki, eğer makarnayı fazla kaçıran insan “erdemli” değilse, bu da tam tersi bir absürtlük oluyor. Her şeyin aşırısı, kötü. Ama burada bir sorun var. Yani, gerçekten hayat bir makarna yeme şekli gibi mi olmalı? Hadi gel, biraz daha derine inelim!
Erdem ve Aşırılık: Ya Burası Çok Kötü Olursa?
Bu arada, bazen “ya şöyle olursa” diyorum. Düşünüyorum, ya bizim bu erdemli olmak meselesini abartıp gerçekten her şeye mükemmel olmaya çalıştığımızda daha fazla sorun çıkarırsak? Bu düşünceyi sürekli kafamda çalkalıyorum: “Ya çok abartırsam?”
Çünkü arada sırada, günümüz insanı olarak, her şeye fazla takılmamız da bence biraz sorumsuzluk olabilir. Hani, her şeyin mükemmel olması gerektiğine inanmak, erdemin tam tersine yol açabilir. Bir bakıyorsun, yoga yaparken nefes almayı unutuyorsun, sabahları erken kalkma uğruna biraz fazla stres yapıyorsun ve işin sonunda, en erdemli insan olma çabanla bir süre sonra her şeyi daha da karmaşıklaştırıyorsun. Sonra bir bakıyorsun, hayatında tek bir rahat an yok ve erdemli olma yolunda kaybolmuşsun. Bu, bazen aşırı erdem arayışının bizi daha zor bir hale soktuğunun bir örneği olabilir. Denge! Altın Orta dedikleri bu işte!
Sonuçta, Biraz Düşünmek Gerek
Sonuç olarak, aristotle’a göre erdem nedir kısaca? Hadi, gelin biraz da pragmatik bakalım. Her şeyin tam ortasında olmalısınız. Ne çok fazla, ne çok az. Yani birazcık sağlıklı bir yemek, birazcık eğlence, birazcık çalışma… Bu hayat işte! Tabii, zaman zaman da kendinize ‘eremli miyim’ diye sorgulama yapın. Çünkü bazen erdemli olmak demek, gerçekten de küçük şeylerden zevk almak ve biraz da kendine zarar vermemek demektir. Sonuçta, hepimiz felsefi bir yolculukta, makarnalarımızla birlikte erdemin peşindeyiz!