Çocuk Kaç Yaş Aralığı? Bir Genç Yetişkinin İçsel Yolculuğu
Kayseri’nin soğuk kış sabahlarından birinde, evde tek başıma, penceremin dışındaki karı izlerken, birden gözlerim daldı. İçimde bir soru dönüp duruyordu: Çocuk kaç yaş aralığı? Bu basit bir soru gibi görünse de, zihnimde pek çok anlam barındırıyordu. Çünkü büyümenin, yaşın ve çocukluğun sınırları çok farklıydı. 25 yaşına gelmiş biri olarak, hala bir çocuk olmayı istiyor muyum? Yoksa zaten bir yetişkin gibi mi hissediyorum? Ya da belki de, her iki kimlik arasındaki ince çizgiyi aşmaya çalışırken kaybolmuş bir yerde miyim?
Büyümek Ne Demek?
Hepimizin bir büyüme hikâyesi vardır. Kimimiz ergenlik yıllarında, kimimizse daha geç yaşlarda bu yolculuğa başlar. Benim büyüme hikâyem biraz karmaşıktır. Kayseri’de doğmuş, büyümüş bir genç olarak, çocukluk yıllarımı en çok annemin bana okuduğu masallarla hatırlıyorum. Her akşam yatmadan önce, annemin söyledikleriyle uyur, sabahları ise yeni bir gün için heyecanla uyanırdım. O zamanlar, hayatımda tek bir hedefim vardı: Büyümek. Çocukluk, büyümek için geçen sadece kısa bir arayış gibi görünürdü. Yalnızca kaç yaşında olduğumun pek bir önemi yoktu, çünkü ben her zaman büyük, güçlü ve akıllı olmak istiyordum.
Ama büyüdükçe, büyümenin sadece fiziksel bir dönüşümden ibaret olmadığını fark ettim. O zamanlar “çocuk” diye düşündüğüm şey, sadece yaşla ölçülen bir kavram değildi. Hatta bazen çocuk olmanın ne demek olduğunu bile unuttum. Kendimi 25 yaşında, her konuda kararlar vermeye çalışan, kendi hayatını kontrol etmeye çalışan bir birey olarak buldum. Peki, ya hala bir çocuk olmanın tadını çıkarabilseydim? Çocuk olmanın özgürlüğünü ve hayal gücünü yaşamak, belki de hayatın en değerli anıydı.
Çocukluk, Ne Zaman Sona Erer?
Bir gün, Kayseri’nin meşhur çarşılarında yürürken, bir kafede iki arkadaşımın sohbetine kulak misafiri oldum. Konu, çocukluğun ve gençliğin ne zaman sona erdiğiydi. Biri, “Çocukluk, ne zaman bitti acaba?” dedi. Diğer arkadaşım, “Bence çocukluk, insan kendi içindeki saf iyiliği kaybetmeye başladığında sona erer,” diye yanıtladı.
O an içimde bir şeyler kıpırdadı. O kadar basit bir soru, içimde o kadar çok duygu uyandırmıştı ki… Çocuk kaç yaş aralığı? Gerçekten bir yaştan sonra insan “çocuk” olmaktan çıkar mı? Ya da sadece bir yaş sayısına bakarak, ne zaman büyüdüğümü anlayabilir miyim? Kendi çocukluğumu düşündüm. Şu anki hayatımı hatırlarken, bir zamanlar dağ bayır koşan, neşeyle koşan, hiç kaygısı olmayan o çocuğun içimde hâlâ var olduğunu fark ettim. Ama o çocukluk, ne zaman sona erdi? Kaç yaşına gelince, o saf mutluluğu kaybettim?
Hayal Kırıklığı ve Yeniden Başlamak
Bir sabah, sabah kahvemi içerken, aklıma bir başka soru daha geldi. Çocukken sahip olduğum hayal gücüyle, neden yetişkin olduğumda artık o kadar hayal kuramıyordum? Gözlerimi masaya dikmiş, kendime soruyordum: Çocuk kaç yaş aralığı? İçimde bir boşluk vardı. O kadar çok soruyla boğuluyordum ki, kaybolduğumu hissettim. Yetişkin olmak, gerçekten kendimi iyi hissettirecek miydi? Bazen 25 yaşında hissetmiyordum. Düşüncelerim hâlâ çocuk gibi saf ve umut doluydu, ama hayatımın gerçeği, bana sürekli “büyüdüğünü unutma” diyordu. Ve sonra düşündüm: “Benim içimdeki çocuk, hala burada, yaşıyor.”
Büyümek, sorumluluklar almak demekti. Ama büyümek, yalnızca yaşla ilgili bir kavram değildi. Birkaç yıl önce, en büyük hayalim, bir aile kurmak, iş bulmak ve kendi başıma hayatımı devam ettirmekti. Ama şimdi, gerçekten çocuk kalmak isteyen, dünyadan uzaklaşmak isteyen, hayalleriyle yaşayabilen bir genç içimde vardı. Belki de büyümek, çocuklukla vedalaşmak demekti. Ama gerçek şu ki, içimdeki çocuk her zaman benimleydi, sadece onu kaybetmeye başlamıştım.
İçimdeki Çocukla Yüzleşmek
Bir gün, annemle Kayseri’nin eski sokaklarında yürürken, çocukluğumun geçtiği sokakta bir çocuğun oynadığını gördüm. Yalnızca birkaç adım attım, sonra gözlerim doldu. O çocuğun neşesi, bana her şeyin ne kadar basit olduğunu hatırlattı. Bir çocuk, sadece sevgiyle yaşar. Belki de büyümek, sevdiklerimize verdiğimiz değerle ilgiliydi. Çocukken, büyüdüğümüzde kaybolacak şeylerin farkında değildik. Şimdi, o küçük çocuk bana hayatın anlamını hatırlatıyordu.
Kayseri’nin o kalabalık sokaklarında, çocukluğumun izlerini ararken bir şey fark ettim: Ben büyüdüm, ama hâlâ içimde bir çocuk var. Çocukluk, yalnızca bir yaş aralığına indirgenebilecek bir şey değil. Çocukluk, insanın hayata olan bakış açısını, dünyayı nasıl gördüğünü belirleyen bir yolculuktur. Her bir yaş, bir adım daha büyümek demekti, ama bir adım daha hayal kurmak demekti.
Sonuç: Çocukluğum Hiç Bitmedi
Kayseri’nin o huzurlu akşamlarından birinde, içimdeki çocukla barıştım. Artık anlamıştım. Çocuk kaç yaş aralığı? Bu soru, aslında bir zamanlar çocukken bana öğretilecek her şeyin farkına varmamı sağlamıştı. Hayat, yaşla ilgili bir şey değil; insanın içindeki saf neşeyi, sevgiye olan tutkusunu kaybetmemesiyle ilgilidir. Belki de büyümek, sadece yaşadığımız yılların değil, kalbimizin büyümesidir. Bugün 25 yaşında olabilirim, ama içimdeki çocuk hâlâ benimle. Ve o çocuk, her zaman benimle kalacak.